Yolculuk: 10. Bölüm
Eski Bir Düşman
“Bu… olabilir mi?” diye kendi kendine düşündü Vidnu “O olmalı…” Paladir’i ve kızı yanından kovduğundan beri yere çökmüş bunları düşünüyordu. Odaklandı ve Paladir’in peşine taktığı tilkinin neler gördüğüne baktı. Paladir ve kız ağaçların arasında ilerliyorlardı. Kıza daha dikkatli bakmaya çalıştı. Biraz daha izledikten sonra nereye gittiklerini anladı. “Hep bela peşindesin Paladir…” dedi tilkinin görüşünden çıkarak. Yerden kalktı ve ormana doğru yürümeye başladı.
“Nimron nerede?” diye sordu Elend. “Yaban’ın kuzey batısındaki dağların hemen arkasında…” diye cevapladı Paladir. “Peki neden oraya gidiyoruz?” diye sordu Elend. “Dedim ya” dedi Paladir “Görmen gereken insanlar var…” Elend istediği gibi net bir cevap alamamanın verdiği hüsranla yürümeye devam etti. Her ne kadar sırlarından biri açığa çıkmış olsa da rahatlamıştı. Üzerinden ağır bir yük kalkmış gibi hissediyordu.
“Vidnu kimdi?” dedi Elend konuyu değiştirmek için. Paladir yavaşladı ve eski anıları hatırlamanın verdiği sersemlik ile sarsıldı. Durdu, biraz düşündü ve “Gençken onu Teratra’da idamdan kurtardım.” dedi. Elend böyle bir cevap beklemediği için şaşırmıştı. Teratra’yı ta Davosra’da iken görmüştü. Kazun’un biraz güneyinde ufak bir kasabaydı. “Peki ya sonra?” diye sordu. “Birlikte önce Kazun’a sonra da Yaban’a kaçtık. Onu Nimron’a götürmeye karar vermiştim ama Yaban Ormanı’nda bizi yakaladılar. Onu kurtarmak için adamları peşime takıp ta Direniş Kalesi’ne kadar kaçtım. Birkaç hafta orda kaldım, geri dönmeye çalıştığımda ise eşkıyalar yolumu kesti. Yeniden Direniş Kalesi’ne geri döndüğümde Teratra’dan kaçan bir büyücünün Yaban’da öldürüldüğü haberi bütün civara yayılmıştı. O günden sonra bir daha onunla karşılaşmamıştım…” diye hikayesini anlattı Paladir ve yürümeye devam etti. “Yani bunun için mi intikam istiyordu?” dedi Elend “Böyle bir mesele yüzünden mi?” “Neler yaşadığını bilmiyorsun!” diye çıkıştı Paladir “Her büyücü senin kadar şanslı olmuyor… Vidnu çok acı çekti… Hem Teratra’da hem de Yaban’da…”
Güneş tepeye çıkmaya ve ağaçlar seyrekleşmeye başladığında Elend ve Paladir bir süre yemek yemek için durdular. Sabaha karşı Vidnu ile karşılaştıklarından dolayı yüklerini kamp yaptıkları yerde bırakmışlardı. Fakat Paladir deneyimli bir izci olarak hazırlıklıydı, pelerini altında sakladığı bir bohçadan iki parça ekmek çıkardı. Bir parçayı Elend’e uzatıp oturdu ve yemeye başladı. Elend ekmeği aldı ve Paladir’in karşısına oturdu. Ekmek her ne kadar kuru ve bayat olsa da hiç yoktan iyiydi. Paladir hızlı lokmalarla ekmeği bitirdi ve ayağa kalktı. Elend’in yemeğini bitirmesini beklerken biraz etrafa bakındı, birkaç adım öteleri dolaştı. Elend zaten bir parça olan ekmeğini biraz sonra bitirdi, kalkıp biraz ötede bir ağacı inceleyen Paladir’e yaklaştı. Paladir tedirgin bir şekilde eğilmiş, oldukça kalın bir ağacın gövdesini inceliyordu. Elend de yanına geldi ve ağacın gövdesine baktı. Paladir eliyle kabuğun üzerindeki tozları sildi ve ortaya üçgen şekilli bir dağın içinde kurukafa işareti çıktı. İşaret büyük bir özenle ağaç kabuğuna kazınmıştı. Paladir’in nefesi kesildi hemen sonra “Olamaz…” dedi. Elend yol boyu Paladir’in ne kadar fazla “Olamaz” dediğini düşündü, hepsinde de başlarına kötü şeyler gelmişti. “Çabuk gidiyoruz!” dedi Paladir. “Yine ne oldu?” diye sordu Elend. “Hadi!” diye çıkıştı Paladir Elend’i duymazdan gelerek. Hızla yürümeye başladı Paladir, Elend’de peşinden ona yetişmeye çalıştı…
Ağaçlar giderek seyrekleşti, Paladir ise durmadan hızlanıyordu. Zaten uzun olan adımlarını daha da uzun atıyor, zavallı Elend de Paladir’e yetişmeye çalışıyordu. Paladir yarı görünür patikayı takip etmeye devam etti. Ağaçlar gittikçe seyrekleşiyor, tuhaf bir şekilde ise patika daha az görünür oluyordu. Biraz daha ilerleyince karşılarına tuhaf bir çalı yığını çıktı. Ağaçlar seyrekleşmesine rağmen çalılar oldukça sık ve düzenliydi. Hemen karşılarında ise kocaman iki taş yan yana durmuş, aralarında bir atın sığabileceği kadar bir boşluk bırakmışlardı. Paladir durdu, patikayı inceledi, etrafına baktı. Elend tedirgin bir şekilde “Paladir” dedi “Neler oluyor?” “Burada değiller…” dedi Paladir düşünceli bir şekilde patikaya eğilmiş bir iz ararken “Başka gidebileceğimiz bir yön yok…” Ve doğruca geçitten geçti.
Sıkışık taş geçidi doğruca ağaçsız bir aralığa açıldı fakat aralığın etrafı tamamıyla o tuhaf çalılarla çevrelenmiş, karşıdaki geçtikleri geçitle hemen hemen aynı olan geçit harici başka yol bırakmamıştı. Paladir son bir kez etrafı kolaçan etti ve ilerledi. Elend hemen Paladir’e yetişti. Açıklığın tam ortasına geldiklerinde ise tiz bir boru sesi duyuldu. “HAY LANET!..” diye bağırdı Paladir “KOŞ!” ve karşıki geçide doğru koşmaya başladı. Elend ne olduğunu anlamadan hemen Paladir’in peşinden koştu. Paladir son sürat geçide doğru ilerliyordu ki geçitten teker teker atlılar çıkmaya başladı. Paladir kendini frenledi ve gerisin geri geldikleri yöne döndü. Fakat hemen arkalarından da yine birkaç atlı çıktı. Paladir durdu, kılıcını çekti ve atlılar etraflarını sarmalarına rağmen Elend’i arkasına aldı. Atlılar birkaç tur Paladir ve Elend’in etrafında döndüler, en sonunda da durdular. Atlılardan sonra geçitlerden yayan üç beş kişi daha çıktı. Paladir her ne kadar iyi bir kılıç ustası olsa da bu adamların hepsini tek başına haklayamazdı. Etraflarını saran eşkıyalar pis sırıtışlarla Paladir’i süzdüler. Ve derken arkalarından kalın bir ses duyuldu: “Kimdir o yolcular?” diye haykırdı ses “Buralar Zeber’in topraklarıdır bilmez misiniz? Eğer bilmiyorsanız malınızı alır salarım, lakin Zeber’in lakabını duyup da buralara geldiyseniz… İşte o zaman canınızı yakarım” Paladir kılıcını iki eliyle kavradı ve sesin geldiği yöne döndü atlılar açıldı ve aralarından iri yarı bir adam yine kendi gibi iri yarı bir at üzerinde karşılarına çıktı. “Benim namımı duymadınız mı?” dedi adam “Ben Zeber, GAD-” “Yürü git işine Zeber! Gaddarmış çocuk mu kandırıyorsun?” diye aniden söze girdi Paladir. “Bu ses…” dedi “Gaddar” Zeber “Bu yoksa bizim küçük köse mi?” “Ta kendisi…” dedi Paladir. Zeber atından aşağı baktı ve şaşırmış gözlerle bir süre Paladir’e baktı, sonraysa kahkahalara boğuldu. “Ulan bizim Küçük Köse büyümüş de adam mı olmuş? Ulan Paladir hangi akla hizmet döndün lan buraya?” dedi Zeber. “Seni ilgilendirmez…” diye desturunu bozmadan cevapladı Paladir. “Paladir” dedi Elend “Yoksa bunlar?” “Evet” diye cevapladı Paladir “Küçüklüğümde katıldığım çete!”
“Bizi imparator askerlerine satıp kaçalı kaç yıl oldu ulan Köse!” diye yarı öfkeli yarı alaycı devam etti Zeber “Senin yüzünden kaç yıl mapus yattık ulan!” Elend, Paladir’in bir cevap vermesini bekledi fakat Paladir ağzını açmadı. “En son ne zaman görmüştüm seni? Ha doğru… bir ara yeniden gelmiştin!” dedi Zeber “Sahi kolun nasıl oldu?!” Paladir istemsizce sol koluna elini götürdü. Zeber güldü ve “Yanındaki kim?” diye sordu “Ah tabi, eski dostlarının karşısına hediyesiz çıkmak istemedin!” Elend endişelendi, Paladir’in arkasında resmen küçüldü. Zeber kendi kendine biraz daha güldü ve yüzüne sinsi bir gülümseme oturdu. “Şimdiii…” dedi “Kanunumu bilirsin… Namımı duymayanı soyar, duyup da geleni gebertirim!” Elend’e doğru döndü “Kızın yanında bir şey olmadığına göre sanırım esir pazarında satabilirim…” dedi ve güldü. “Sana gelince Paladir…” dedi yanındaki atlıya döndü ve “Gebertin şunu!” dedi. Atlılar kılıçlarını çektiler ve Paladir’e doğru yaklaşmaya başladılar…
Tam Paladir’in beklediği an gelmişti “Anca köpeklerine yem et zaten beni!” dedi Zeber’e “Önceden de böyleydin, Gaddar Zebermiş peh… Yanında iki adam olmaya görsün arkana bakmadan ikilersin. Cesaretin varsa gel de intikamını al!” Atlılar durdu, Zeber’in gülümsemesi düştü ve dişlerini sıktı. Sinirini bastırmaya çalışan bir sesle Zeber “Açılın bakalım…” dedi “Kösenin canını ben alacağım!” Atlılar geri çekildiler fakat kılıçlarını indirmediler. Paladir, Elend’e kenara çekilmesini işaret etti ve “Merak etme…” dedi. Zeber şimdi açılan meydanın bir köşesine atını sürdü ve attan indi. Elend göz ucuyla Zeber’in kılıcına baktı ama ne belinde ne de omzunda kılıç vardı. Eşkıyalar biraz daha kenara çekildiler ve Zeber kalınca kuşağından iki kocaman bıçak çıkardı. Ardından bıçakları çekti ve kabzalarına bağlı olan zincirleri ortaya çıkardı, zincirlerden tuttu, biraz koluna sardı ve iki bıçağı da bir iki tur salladı. Elend şimdi silahı daha iyi anlayabiliyordu, bu iki bıçak kabzalarından uzun ve kalın bir zincirle bağlıydı. İşte Eldon’da bu tür bir şeye rastlanamazdı…
“Ulan Köse…” dedi Zeber gülerek “YAKTIM ULAN ÇIRANI!” diye bağırdı ve bıçağını fırlattı. Paladir kenara çekildi ve bıçak onu ıskalayarak ilerledi. Tam bir atlıya çarpacaktı ki durdu ve geri, diğer ucundan zinciri çeken Zeber’e geri döndü. Fakat Zeber gelen bıçağı tutmak yerine daha geriye gitmesine izin verdi ve bıçağı kafasının üstünde döndürerek tekrar Paladir’e saldırdı. Paladir bu hareketleri neredeyse ezbere bilmesine rağmen son anda bıçaktan kurtuldu. Paladir ilerlemeye çalıştı fakat Zeber bu sefer de diğer bıçağı fırlattı. Paladir bu bıçağı kılıcıyla savundu ve yönünü saptırdı. Zeber bu sefer de yönü şaşan bıçağı Paladir’den yana yanlamasına savurdu. Paladir kendisine doğru gelen zincirin üzerinden atladı ve kılıcını tek elle kaldırarak Zeber’e hamle yaptı. Zeber boşta duran bıçağını son anda kendine siper ederek kurtuldu. Paladir’i geri ittirdi ve boştaki bıçağını tekrar savurdu. Paladir bu hamleden de kurtuldu ve tekrar atıldı. Zeber bu sefer kenara çekildi ve Paladir’i boşa düşürdü. Boşa düşen Paladir kendini toparlamaya çalışırken Zeber kuvvetli bir tekme indirdi ve Paladir’i bir iki metre öteye yuvarladı. Zeber bıçaklarından birinin zincirini uzattı, “GEBER!” diye bağırdı ve diklemesine Paladir’e indirdi. Paladir derhal kendini topladı ve yana yuvarlanarak kıl payı kurtuldu, kılıcını eline aldı ve ayağa kalktı. Zeber tekrardan bıçağını savurdu, Paladir yine üzerinden atladı fakat bu sefer zincirin üzerine bastı. Zeber bıçağını geri çekmeye çalıştı ama Paladir bırakmadı. Paladir kılıcını daha sıkı kavradı ve Zeber’e doğru uçarcasına atıldı. Zeber boştaki bıçağıyla kendini savundu ama Paladir bıçağı yana savurdu, Zeber’e tekme attı ve kendi etrafında dönerek kılıcını savurdu. Paladir’in kılıcı nefes nefese kalmış Zeber’in tam iki gözünün arasında durdu. “Bitti artık Zeber…” dedi nefes nefese Paladir. Zeber öfke ve hırsla yumruklarını sıktı…
Paladir birden bir müthiş bir acı ile inledi. “Paladir!” diye seslendi arkasından Elend, Paladir’in yanına koşmaya yeltendi ama arkasındaki eşkıyalar onu tuttu. Paladir elini kafasının arkasına götürdü ve baktı: Kan… “Asıl şimdi bitti Köse!” dedi Zeber sinsi bir şekilde. “Korkak…” dedi sersemlemiş bir halde Paladir… Ve yere yığıldı…
Share this content:



Yorum gönder