Şimdi yükleniyor

Yolculuk: 3.Bölüm

Yolculuk: 3.Bölüm

Ostard Geçidi

Gideceksiniz!.. HAİN!.. Buradan çıkmalısın… Eninde sonunda Eldon’a gideceksiniz!.. Prens peşinde… Elend… KAÇIŞIN YOK!.. Elend… HAİN!.. ELEND! Paladir’in bağırmasıyla atının üzerinde yarı uyur vaziyetteki Elend sarsılarak uyandı dengesini kaybedip attan düşeyazdı ve son anda eyeri sıkıca kavrayarak düşmekten kurtuldu. İki gündür Levindan Ormanında hiç mola vermeden yol alıyorlardı ve Elend Orman çıkışına yakın yavaşlamalarını fırsat bilerek biraz dinlenmek istemişti. Ah keşke biraz dinlenebilseydi, şu Talik olacak adam kabuk bağlamaya başlamış yarasını iyiden iyiye deşmişti. “Eldon“ diye düşündü. Paladir’in onu Eldon’a götürmediğini biliyordu, o zaman bu Talik ne saçmalıyordu? Onun bilmediği ne biliyordu? Yoksa Eldon süvarileri peşinde miydi? Ya da abisi- “Elend!” yüzüne şaşkın bir şekilde bakan Paladir’i görünce kendine geldi. 

“Sen iyi misin?” diye sordu Paladir. “Ah evet… elbette, sadece biraz sızmışım o kadar…” diye cevapladı Elend. Her ne kadar ona inanmasa da Paladir başını Elendden çevirip önüne döndü ve “Ormandan çıktık ama hava kararıyor Akşam olmadan Ostard geçidini geçmemiz gerek…” dedi. “Neden?” diye sordu Elend “Çığırtkanlar yüzünden…” diye cevapladı Paladir. “Çığırtkanlar mı?” diye yeniden sordu Elend, Paladir “Cidden onları hiç duymadın mı?” diye başka bir soruyla cevap verdi. Elend hayır anlamında başını sallayınca da “Çığırtkanlar…” diye cevap verdi “Büyük savaştan arta kalan iğrenç askerler…” “O’nun askerlerinden mi?” diyerek yarıda kesti Elend. “Evet” diye cevapladı Paladir “O’nun askerlerinin en iğrençlerinden. Zayıf ve cılız bedenleri simsiyah ve yılansı deriyle kaplı, koca ağızlı çok dişli iğrenç varlıklar. Çoğunlukla tek başlarına sadece sana dönüp o koca ağızlarıyla bağırıp dururlar ama sayıları çoğalınca bazıları üzerine atlayıp ince ama keskin dişlerini sana batırmaya ya da elindeki üç parmağından çıkan üç uzun pençeyi sana saplamaya çalışabilirler. Akılsız varlıklar! Sadece öldürmek ve acı çektirmek isterler…”. “Önceden sadece gece yarısı bir kaç saatliğine yaşadıkları mağaralardan dışarı çıkarlardı, zamanla sayıları arttı ve daha cesur hale geldiler. Şimdilerde güneş battıktan bir iki saat sonra çıkıp gün doğana kadar dolanır oldular…” diye devam etti…

Onlar konuşurken geçidin yolunu yarılamışlar ve ormanın çıkışındaki düz ve boş alanı aşmış, geçidin Kuzey tarafındaki dağın eteklerine yaklaşmışlardı. Hemen sağlarında hızla akan nehir, geçit boyunca -ve hatta daha fazla- uzanıyordu. 

Bir iki saat sonra Güneş ufukta tamamen kaybolup hava kararmaya başlayınca dağın eteğini hemen hemen yarılamışlardı. Hemen sağ taraflarında hızla akan nehir sollarında ise sarp kayalıklar uzanıyordu. “Paladir” diye seslendi Elend “Çığırtkanlar dağdaki mağaralarda mı yaşıyor?”. “Evet, ama merak etme düşündüğümden hızlı vardık; bu gidişle onlar daha uyanmadan nehrin ilerisindeki köprüyü geçeriz. Orada her daim bir iki nöbetçi olur.” diye cevapladı Paladir. Her ne kadar Paladir’e güvense de Elend hala tedirgindi ve hareketlerine bakılacak olursa Paladir de Elend’den farksızdı. 

Biraz sonra hava iyice kararmış Elend ve Paladir’de nehir dağa yaklaştığı için dağın sarp kayalıklarına iyice yaklaşmışlardı. İşte tam o anda Paladir Elend’e durmasını işaret etti. “Neler oluyor?” diye soracak oldu ki Paladir susmasını işaret etti ve o da duydu. Hemen yukarılarından ince ve cılız bir haykırış, belki de bir çığlık duyuluyordu. Elend kaskatı kesildi ve sesi dinlemeye başladı: Önce cılız ve zayıf olan çığlık giderek yükselmeye ve güçlenmeye başladı ardından o yalnız çığlığa bir başkası eklendi, ardından bir başkası, sonra bir başkası, devamında bir tane daha, yine bir tane daha, bir tane daha, bir tane daha, bir tane- “KOŞ!” diye bağırdı Paladir ve atını mahmuzlayarak son sürat koşturdu. Elend bütün korkuyu üzerinden atarak Paladir’in peşinden son sürat at koşturmaya başladı. Bu ani hareketlenme üzerine Çığırtkan sürüsü onlar göremese de peşlerine düştü.

Elend bir yandan üzerine bindiği atını son sürat koşturuyor bir yandan da Paladir’e yetişmeye çalışıyordu. Her ne kadar arkalarında ne olduğunu merak etsede arkasına bakamayacağını biliyordu. “DAHA HIZLI!” diye haykırdı Paladir “KÖPRÜYE AZ KALDI!”. Fakat Paladir aniden durdu ve karşısına bakarak “Olamaz…” dedi. Şimdi Elend’de Paladir’in yanında durmuş ileriye bakıyordu: Çığırtkanlar yukarki dağdan aşağı inerken iki gruba ayrılmış, bir grup onların gerilerinden gelirken diğerleri hızlanmış ve önlerine geçmişti. Şimdi ise dağdan aşağı inerek önlerini kapatmışlar onlara yaklaşmaktaydılar. Arkalarındakiler ise git gide yaklaşmışlardı. “YUKARIYA ÇABUK!” dedi bu sefer Paladir. Hemen biraz tepelerinde büyükçe bir kaya aşağı doğru eğilmiş, dağın yukarısından aşağı inmeyi imkansız kılıyordu. Bu kayanın dibinde iyi bir savunma yapılabilirdi. Elend atının eyerinden daha sıkı tutarak kayanın dibine doğru hızla yol aldı.

Kayanın dibine varınca Paladir derhal atından indi ve kılıcını çekerek savunma pozisyonuna geçti ve “Geride kal!” diye seslendi. Hemen peşlerinden Çığırtkanlar gelmeye başladı: Tıpkı Paladir’in anlattığı gibi, siyah ve yılansı derileri ve koca pençeleri vardı. Vücutları oldukça ince ve çelimsizdi ama kendilerinden beklenmeyecek derecede çevik ve hızlıydılar. Kolları tuhaf bir şekilde aşağı sarkmış vücutları biraz kambur duruyorlardı, kollarının elden bileğe kadar olan kısmı dirsekten çıkıktı ve tehditkar birer kılıç gibi duruyorlardı. 

İlk önce tüm Çığırtkanlar birden kayanın etrafına toplandılar. Kovalamacada durmadan bağırıp çağırmalarına rağmen şimdi hepsi birden susmuş ve sanki rakiplerini süzer gibi kıpırdamadan küçük kara gözlerini Paladir üzerinde gezdirdiler.  İyice gerilen Elend kısık bir sesle “Paladir…” diye seslendi, “Sessiz ol…” cevabını alınca da sustu. Bu ufak diyalog üzerine dikkatleri Paladirden Elend’e çevrilen Çığırtkanlar bu sefer de Elend’e bakmaya başladılar. “Elend” diye sanki bu sessizliği bozmak istemez gibi sakince seslendi Paladir “Ateş yak! Atımın eyerinde biraz yakacak olmalı. Ama sakin ol ve ani hareket yapma!”. Bu komut üzerine Elend, sakin ama gergin adımlarla hemen arkalarında Elend kadar gergin ata doğru yaklaştı. Atın eyerindeki yakacakları çıkarırken bütün çığırtkanların gözlerinin onun üzerinde olduğunu hissetti. Yakacakları çıkarıp yere dizmeye başlayacakken de bir Çığırtkandan ufak bir çığlık yükseldi ardından bir başkası, sonra bir başkası, bir tane daha derken hepsi birden kulak tırmalayan çığlıklar atmaya başladı. Paladir “YAK ŞU ATEŞİ!” diye bağırınca da üçer beşer Paladir’in üzerine atlamaya başladılar.

Elen bu ani yükselişle birlikte yükselen heyecanını bastırmaya çalışarak yakacakları yere koymaya çalıştı. Paladir ise üzerine atlayan yaratıkları uzun kılıcıyla bir bir yaralıyor, kaçan Çığırtkanlar kurtuluyor; kaçmayanlar ise Paladir’in ikinci darbesiyle yere yığılıyor hatta bazılarının ince bedenleri bu darbelere dayanamayarak ikiye bölünüyordu. “ACELE ET ELEND!” diye bağırdı Paladir “ÖLMEK İSTEMİYORSAN YAK ŞU ATEŞİ!”. Elend en sonunda bütün korku ve heyecanını üzerinden atarak yakacakları bir kenara yığmayı başardı. Tam bu ateşi nasıl yakacağını düşünürken Paladir Elendin önüne bir şey fırlattı “KIVILCIM TAŞLARI! BİRBİRLERİNE SÜRTECEKSİN… HADİ!” bunu derken ters köşeden saldıran bir Çığırtkan pençelerini az da olsa Paladir’e geçirmiş ve onu hafifçe yaralamıştı. Buna rağmen Paladir gelen yaratıkları hızla savuşturmaya devam etti. 

Elend eline aldığı bu tuhaf görünümlü iki taşı birbirine sürterek birkaç kıvılcım çıkarmayı başardı, birkaç denemeden sonra ise yakacakları tutuşturdu. “Paladir!” diye seslendi “Ateşi yaktım!” “TAMAM” diye cevapladı Paladir “ŞİMDİ GERİDE DUR!” diyerek ateşin arkasına geçti. Köz halindeki bir odun parçasını kılıcıyla havaya attı ve havada parçaya tekrar vurarak sıcak kül parçalarını Çığırtkanlara doğru savurdu.

Üzerine sıcak küller düşen Çığırtkanlar acı içinde bağırdılar. Tuhaf olansa hiç biri ne alev aldı ne de yandı onun yerine tıpkı bir mum gibi küllerin değdiği uzuvları erimeye başladı. Elend her ne kadar bunun onları kurtaracağını düşünsede Paladir bir iki odunu havada kül ettikten sonra durdu ve yeniden yalın kılıç müdafaasına devam etti. “Paladir! Neden devam etmiyorsun?” diye korkuyla sordu Elend “ATEŞ ONLAR İÇİN DEĞİL!” diye cevapladı Paladir devamında bir şeyler daha söyleyecekti fakat bu son kül saldırılarında dağılmalarına rağmen hemen yeniden toparlanan yaratıklar bu sefer daha bir şiddetle Paladir’e saldırmaya başladı.

Paladir gelen yaratıkları teker teker indirmesine rağmen arada bir boşluğuna geliyor ve yaralanıyordu. Şu ana kadar ciddi bir yara almamıştı fakat yorulduğu ve yıprandığı her halinden belliydi. Giderek hareketleri yavaşlayan ve nefes nefese kalan Paladir artık gücünün tükendiğini hissediyordu. “Artık görmüş olmalılar…” diye düşünürken bir çığırtkan pençelerinden birini sağ bacağına geçirdi. Acı ile haykıran Paladir bu yaratığı da biçtikten sonra önünde duran ateş yığınını toptan havaya kaldırdı ve son bir kılıç darbesiyle sıcak külleri yaratıklara savurdu.

Bu son saldırı üzerine Çığırtkanlar geriledi ve bu Paladir’in kendini bir anlığına yere atmasına zaman sağladı. İyice korkan Elend “Paladir!” diye haykırdı ve hemen Paladir’in yanına çökerek yarasına bakmaya çalıştı. Bu son saldırıyı da atlatan Çığırtkanlar, artık işlerinin bittiğini düşündükleri avlarına doğru yavaşça yaklaşmaya başladılar. “Paladir kalkman gerek!” diye seslendi Elend. Paladir son bir gayretle yerinden doğruldu ve kılıcına kaldırdı “ÖLÜMÜ ÇİĞNEMENİZ GEREK!” diye bağırdı Çığırtkanlara doğru. Çığırtkanlar giderek yaklaşırken sol taraflarından bir haykırış yükseldi, sonra bir başka haykırış daha ve ardında bir tane daha derken savaş naraları ve besbelli insan sesleri yükselerek yaratıkların çığlıklarını bastırdı. Fakat bu Çığırtkanları zerre korkutmadı ve aralarından biri Paladir’e doğru atladı. Tam havadayken de tam kafasına gelen bir ok ile yere yığıldı. 

“OSTARD’IN SÜVARİLERİ YETİŞTİİİİİ!” diye kalın bir adamın sesi duyuldu, ardından en arkalardaki Çığırtkanlar üçer beşer havaya -parçalar halinde- savrulmaya başladılar. Sanki görünmez bir güç bütün yaratık saflarını dağıtarak onlara doğru geliyordu. Hemen sonra irice bir adam, altında ondan da irice bir at ve elinde yine kendi gibi koca bir kılıçla en ön safı yarıp çıkageldi. Derhal atını dürterek ters tarafa döndü ve bizim iki yolcuyu korumaya başladı. “YETTİK PALADİR!” diye haykırdı at üstünde kılıcını savururken. Biraz sonra bir iki kişi daha yaratık saflarını bozarak yanlarına geldi…

Müdafaa bu Ostard süvarilerinin gelişiyle kısa sürdü. Bu dört Ostardlı süvari kısa sürede Çığırtkanları kılıçtan geçirdi. Ortalık sakinleşip düşmandan emin olunca ise ancak iki yolcumuzun yanına gelebildiler. “Alaybozan Fenga!” diye seslendi Paladir “Paladir, Paladir Fırtına Kılıç!” diye gülerek seslendi ilk safları bozan dev adam. “Seni görmeyeli uzun zaman oldu eski dostum.” diyerek Paladir’in elini sıktı. Hemen sonra diğer üç süvari de geldi. “Zayun Şaşmazok, Randag Şanlıgürz ve kadim dostum Çifte Kılıç Galen; bir an ateşi görmediniz ve işimiz bitti sanmıştım ama siz yokmusunuz siz!” dedi Paladir gülerek.

Elend Paladir’i ilk defa bu denli neşeli görüyordu ve bu onun aklında kurduğu ciddi karaktere oldukça tersti. “Ulan biz biricik Kızıl Kösemizi yalnız bırakır mıyız?” diye şaka yaptı Zayun Şaşmazok. “Ama bir an önce şu yaralarına bakmazsak Kızıl Köseyi kaybedeceğiz beyler.” dedi Çifte Kılıç Galen. “Peki bu kim?” diye sordu bu sefer Randag Şanlıgürz. Bir anda fark edildiğini hisseden Elend tedirgin oldu fakat Paladir “Elend, yeni işim.” diyerek durumu toparladı. “Ooo bizim Vali Bagun da hop oturup hop kalkıyordu ‘Paladir nerede?’ diye” dedi Alaybozan Fenga. “O zaman Bagun’u daha fazla bekletmeyelim!” dedi Paladir “Ama önce yaralarımı sarsanız iyi olur! Oldukça acıyor…” beş süvari yoldaş gülüştüler.

Elend her ne kadar bu ani değişim karşısında tuhaf hissetse de işlerin yolunda olmasına sevinmişti. Yani işler yolundaydı değil mi? Sonuçta Eldon’a gitmeyecekti… dimi?

Share this content:

Yorum gönder