Şimdi yükleniyor

Yolculuk: 12.Bölüm

Yolculuk: 12.Bölüm

Süvari Baskını

Obruğun başından ayrıldıktan biraz sonra çete atlılar ve atsızlar olarak ayrılmıştı. Atlı olanlar haftalardır biriktirdikleri ganimetleri satmak üzere batıya doğru yol alırken, yaya olanlar sığınağa dönmüştü. Elend’de atlıların yanındaydı. Arkalarından sürüklenerek kafileyi yavaşlatacağı için onu da yükü hafif bir atın üzerine ellerinden ve bacaklarından bağlamışlardı. 

“Belki buradan kurtulabilirim…” diye düşündü Elend “Ama gücümü fark etmeleri daha kötü sonuçlanabilir…” Karşı koymamaya karar verdi. Bu iplerden kurtulsa dahi bu on on beş kişilik atlı grubundan kaçamazdı. Paladir’i düşündü, o düşüşten sağ kurtulabilir miydi? Kurtulsa dahi yüzeye nasıl çıkabilirdi ki? Gözlerinin yaşardığını fark etti. Paladir onun için elinden geleni yapmış, hatta dahasını da yapmaya niyetlenmişti. Ama artık o… yoktu…

Kafile obruktan beridir durmadan yol almıştı. Elend arada bir uyuklasa da bir gece geçtiğini ve şuan yola çıkışlarının ikinci gününün öğleninde olduğunun farkındaydı. Ormanlık alan ta dün güneş battığı anda bitmiş, kafile Yaban’ın uçsuz bucaksız bozkırına girmişti. “Paladir çıkmayı başarsa dahi” diye düşündü Elend “Yaya bir şekilde bize yetişmesi imkansız…” Elend durmadan bir çıkış yolu arıyor, kafasında senaryolar yazıyor ama bir türlü işin içinden çıkamıyordu.

Yaban’ın bozkırı o denli boştu ki Elend, rahatlıkla Batıdaki dağları görebiliyordu. Eldon buradan çok uzaktaydı, muhtemelen onu hemen dağların arkasındaki şehirlerden birinde satmayı düşünüyorlardı. “Paladir olmasa dahi…” devam edemedi, yutkundu “Paladir olmasa dahi belki şehirlerden birinde kurtulabilirim…” diye düşündü. Başını ata yasladı ve gözlerini kapayarak bütün bunların geçmesini istedi…

Kafile bir iki saat daha yol gitmişti ki yavaşladılar ve neredeyse durdular. Uyuklayan Elend ne olduğunu anlamak için kafasını kaldırdı. önündeki atlılar geriye dönmüş, gözlerini öğlen güneşinden korumak için ellerini siper etmiş, bir yere bakıyorlardı. Elend -her ne kadar bağlı olduğu ipler pek izin vermese de- omzunun üstünden geriye, geldikleri yere baktı: Bir toz dumanı… Yoksa?

“Yürüyün!” diye aniden bağırdı Zeber ve atını mahmuzlayarak dörtnala gitmeye başladı. Çetenin diğer üyeleri de derhal hızlandılar ve Elend’in bağlı olduğu atı ortada bir yerlere aldılar. Elend karmaşayı tam olarak anlamasa da içine yeniden bir umut dolmuştu. “Ama hayır…” dedi kendi kendine “Paladir hayatta olamaz!” fakat içten içe bunun Paladir olduğunu biliyordu. Derken bir nara işitildi: “OSTARD!” 

Paladir bu olağandışı atın üstünde normal bir atlının iki misli hızla ilerliyordu. Tekrar bağırdı “OSTARD!”. Doğusundan batısına, büyük küçük herkes bilirdi ki şehir ismiyle nara atmak namlı savaşçıların işiydi, öyle her babayiğit cesaret edemezdi. Paladir gitgide yaklaşırken arka saflardan bir iki atlı yavaşladı ve gruptan ayrıldı. “Menzildeyim…” diye düşündü Paladir “Şimdi yayı gererler.” Ayrılan grup yaylarını çıkarıp ok sürdüler. Sonra her biri teker teker Paladir’e atmaya başladılar. Neyseki okların çoğu Paladir’e ulaşmadan düşüyor, nadiren Paladir’in atının ayaklarının dibine düşüyordu. Paladir yaklaştıkça oklarda hedefi bulmaya yaklaştı. Fakat Paladir her bir oktan ustaca kaçıyor, giderek mesafeyi kapatıyordu. Derken en arkadaki atlıya iyice yaklaştı, atlı yayını gerdi ve hemen sağında duran Paladir’e attı. Paladir son anda eğilerek gelen oktan sıyrıldı ve atından sıçrayarak adamın üzerine atladı. Çarpışmanın etkisiyle adam yere yuvarlanırken Paladir -yine- son anda atın kayışını tuttu ve kendini semere çekti. Vidnu’nun verdiği atın durmasını hatta geri ormana gitmesini bekliyordu fakat at aynı hızda devam etti. 

Artık yay mesafesinin bittiğini anlayan adamlar kılıçlandılar ve Paladir’e doğru at sürdüler. Kılıcı olmadığı için Paladir, karşılık veremese de kılıç darbelerinden sakınmayı başarıyordu. Ta dibine giren adam bir kere daha kılıç sallamıştı ki Paladir, adamı tekmeleyerek attan aşağı düşürdü. Fakat onun hemen arkasındaki bir başka süvari Paladir’e doğru yaklaştı ve tam kılıcını indirecekken Vidnu’nun atı bir ayıya dönüşerek  adamı ve atı yere serdi. “Beni yalnız bıraktın sanmıştım?” dedi Paladir ayıya. “Bensiz bu tiplerle baş edemeyeceğini biliyordum…” dedi ayıdan gelen Vidnu’nun sesi. Paladir ayının üzerine atladığı esnada ayı, yeniden bir ata dönüştü ve son sürat koşuya devam etti.

“Kurtuldum!” dedi kendi kendine sevinçle Elend, aklına Eldon gelince de suratı düştü “En azından Paladir kurtulmuş…” Paladir kılıçsız olmasına rağmen Vidnu’nun yardımıyla arka safları dağıta dağıta geliyordu. Bu gidişle birazdan Elend’e yetişecekti. Fakat Zeber geriye geldi ve Elend’in atını kendi atına bağlayarak daha da hızlandı.

Yük taşıyan atlardan birinde bir kılıç gözüne ilişti Paladir’in. “Yoksa…” dedi ve gözleri ışıldadı. Atın üzerinde ayağa kalktı ve yük atına doğru sıçradı. At, biraz dengesini şaşırsa da toparladı ve Paladir, atın üstündeki yüklerin hemen yanına bağlanmış kılıcını çıkardı. “ŞİMDİ YAKTIM ÇIRANI ZEBER!” diye haykırdı ve yük bineğinin bağlı olduğu atlıya doğru hamle yaptı. Adamı yere serince yeniden Vidnu’nun atına atladı ve atın kulağına eğilerek “Diğerlerini boş ver…” dedi “Doğruca Zeber’e git!” At dahada hızlandı ve diğer atlıların arasından sıyrılarak Zeber’e doğru ilerledi.

Şimdi neredeyse Elend’in bağlı olduğu atın yanındalardı. Zeber Elend’in hemen önündeki atta gidiyordu. Paladir tam ayağa kalkıp Elend’in atına sıçrayacaktı ki Zeber atın bağını çözdü ve at yavaşlamaya başladı, resmen Elend’i bırakmıştı. Derken Zeber biraz daha ilerleyip zincirini çekti, atını Paladirden yana çevirdi ve son sürat Paladir’in üzerine yürüdü. Paladir bu beklenmedik saldırı karşısında kendini atın sol yanına atıp zincirden kurtuldu. Geri oturur pozisyona geçti ve Zeber’e yaklaştı. Zeber bir kez daha zincirini salladı ve Paladir’e doğru savurdu. Paladir eğilerek bundan da kurtuldu ve savunmasız kalan Zeber’e kılıcını savurdu. Zeber attan düştü fakat Paladir gerideki süvarileri düşünerek yoluna devam etti. Elend’in atına atladı ve Elend’i düğümlerinden kurtardı. Sonrada ikisi beraber Vidnu’nun atına geçerek son sürat uzaklaştılar.

Yeterince uzaklaştıktan sonra at durdu ve Paladir’le Elend aşağı indi. Paladir nefes nefese kalmış, Elend’se yaşananların şokunu üzerinden atmaya çalışıyordu. “Nasıl?” diye sordu Elend. Nefes nefese kalmış Paladir cevap veremeden eliyle atı gösterdi. “Benim sayemde” dedi at. “Vidnu, sen misin?” diye sordu Elend. “Sanırım aramızdaki meseleyi böylelikle hallettik ha?” dedi Vidnu’ya Paladir. “Hayır.” dedi Vidnu “Ama eğer kızı sağ salim Nimron’a ulaştırırsan ödeşiriz.” Paladir gülümsedi ve Elend’e baktı “Sen iyi misin?” “Evet.” diye cevapladı Elend. “Güzel…” dedi Paladir “Çünkü Nimron’a kadar yürümemiz gerekecek.” “Vidnu gelmiyor mu?” diye sordu Elend. “Dağları aşamam.” diye cevapladı Vidnu “Geri dönmem gerek.” ve at arkasını dönüp yürümeye başladı. “Vidnu!” dedi Paladir “Tekrar teşekkür ederim…” “Hayır Paladir…” dedi Vidnu “Ben teşekkür ederim…” ve dörtnala Yaban dağına doğru koştu…

Share this content:

Yorum gönder